15 Haziran Cumartesi, 2024
spot_img
spot_img
spot_img
spot_img
spot_img

Sanal Gerçeklik Defteri: Hayal Gücüne Farklı Bir Bakış Açısı

Saliha Demir tarafından yazılan Sanal Gerçeklik Defteri isimli kitap sanal dünya ile hayal gücünü birleştiriyor ve çocuklara farklı bir deneyim sunuyor. Resimlerin içinde renkli ve eğlenceli bir yolculuğa çıkmak ister miydiniz? Sizler için kitabın yazarına bazı sorular sorduk. İyi okumalar!

1. Öncelikle, bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

Ankara Gazi Anadolu Lisesinden mezun olduktan sonra lisans eğitimini Hacettepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi Sınıf Öğretmenliği Ana Bilim Dalı’nda tamamladım. Lise ve üniversite yılları boyunca edebiyat, tiyatro ve resim sanatıyla ilgilendim. Bu ilgi alanlarımın sürdürmekte olduğum öğretmenlik mesleğine önemli katkıları oldu. Gazi Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü Eğitim Yönetimi ve Denetimi ve Hacettepe Üniversitesi Uzaktan Eğitimde Bilişim Teknolojileri alanlarında yüksek lisans yaptım. Hacettepe Üniversitesi Temel Eğitim Bölümü Sınıf Eğitimi alanında doktora çalışmalarımı sürdürmekteyim. Evli ve iki çocuk annesiyim.

2. Kitabınızın çıkış noktası nedir? Bu konu hakkında yazmaya nasıl karar verdiniz?

2013 yılında “Sihirli Defter” adında bir öykü yazıp resimledim. Bu öyküde İso ve Meri adında iki kardeş kendi resim defterlerini incelerken hayale dalıyorlardı. Kendi resimlerinin içerisinde bir yolculuğa çıkıyor her resimden bir yol bulup çıkmaya çalışıyorlardı. Öykü yaratıcı ve dikkat çekici ögeler içeriyordu, ancak bir şeyler bana yeterli gelmiyordu. Hayale dalma konusu öncelikle bana inandırıcı gelmemişti. Bu öykünün üzerini kapatıp bir süre başka çalışmalara yöneldim. Aradan geçen yıllar boyunca daha çok okumaya başladım ve farklı yazarların eserlerini anlamaya çalıştım. Kütüphaneme nitelikli çocuk kitaplarını kazandırmaya ve bu kitapları öğrencilerimle buluşturmaya devam ettim. Bu araştırma süreci yazma becerilerim konusuna da odaklanmamı sağladı.

Pandemi sürecinde uzaktan eğitime geçtiğimizde hayalini kurduğum birçok kursa uzaktan erişme şansım oldu. Yazarlık, çizerlik, çocuklar için felsefe eğitimleri, editör söyleşileri, WEB 2.0 araçlarının derslerde kullanımı gibi alanlarda aldığım eğitimlerde ilham veren yazarlara, çizerlere, akademisyenlere ulaşma imkanı yakaladım. Bir gün yine teknolojik araçlar ile ilgili bir eğitim sırasında defterimin kenarına “Sanal Gerçeklik Defteri” notunu düştüm. Kitabım için aradığım asıl kurguyu ve ismi o anda bulmuştum. Hikâyede resim defterlerindeki resimlere dalıp giden çocukların yerini sanal gerçeklik teknolojileri ile kendi resimlerinden tasarlanarak yapılmış bir oyunun içinde var olan çocuklar almıştı. Teknoloji hızla gelişiyordu ve günümüz çocuklarının ihtiyacı olan bir dalgınlık anı değildi. Sekiz yıl öncesine kadar kimine göre ütopya, kimine göre distopya olarak tanımlanabilecek bir durum şimdi sanal gerçeklik gözlüğü ile içine girip yaşanacak yeni bir gerçeklik halini almıştı. Onların teknoloji okur-yazarı, üreticisi ve sorgulayıcısı olmalarının zamanı çoktan gelmişti.

3. Sanal Gerçeklik Defteri hakkında neler söylemek isterseniz? Sizce bu kitabın çocuklarla buluşması niçin önemli?

Kitap, drone aracılığı ile alışverişin başladığı ve bunun sonucunda kuşların azaldığı, kargo görevlilerin işlerini bırakıp tarıma yöneldiği olası bir zamanda geçiyor. Öykünün ana karakterleri olan İso (İsmail) ve Meri (Meriç) kardeşler “Sanal Gerçeklik” adlı bir şirketin açtığı yarışmaya resim defterlerini gönderiyorlar. Sanal Gerçeklik Şirketi tasarımcısı Kete, seçtiği resim defterinde yer alan sayfalardan bir oyun tasarlayarak özel tasarım gözlük ve araçlarla birlikte çocuklara gönderiyor. Yarışma gereği çocukların kendi resimlerinin içinde sanal gerçeklik gözlüklerini takarak gezinmeleri, oyunun sahnelerinden çıkma yollarını bulmaları ve oyunu tamamlamaları bekleniyor. Oyunu tamamlamaları halinde bu oyunun ülkenin tüm çocuklarına hediye edileceği belirtiliyor. Kitap, okura bilgisayar oyunları ve sanal platformların çocukların hayal gücü ile tasarlandığı zaman nasıl bir dünya sunulabileceği konusunda ipuçları ve soru işaretleri içeriyor.

4. Kitabınızın çocuklara ve ailelere nasıl katkı sağlayabileceğini düşünüyorsunuz?

Teknolojinin bu kadar hızlı geliştiği bir zamanda bireylerin birbirini anlaması ve empati kurması daha çok önem kazanıyor. “Dijital yerli” olarak tanımlanan günümüz çocuklarının teknolojik gelişmeleri anlayış biçimleri, içerikleri sorgulamadan hızla yaşamlarına entegre etmeleri olumlu ve olumsuz birçok sorunu beraberinde getiriyor. Teknolojiyi kullanan değil, teknoloji ile var olan bir nesil ile karşı karşıya olma durumu ebeveynler açısından kaygılar doğurabiliyor. Kimi ebeveynler dijital platformlara sınırsız ve kontrolsüz erişim hakkı sunarken kimileri de çocuklarını izole etme eğilimi gösteriyor.

Kitapta teknolojik gelişmeler, karakterler aracılığı ile nesnel bir tutumla ele alınmaya çalışılıyor. İso karakteri duygusal zekâyı temsil eden, sanatla ilgilenen, hayal gücü gelişmiş, risk alabilen bir karakter olarak yer alıyor. Meri karakteri ise mantığı, matematiği temsil eden, yaşamdaki tat alma, duyma gibi daha somut ögeler üzerinde ilgileri olan bir karakter olarak tasarlanıyor. Ailenin zaman ve mekân ile ilgili durumlarda gerçekçi sorgulamalarına yer veriliyor. Bilinçli bir ebeveyn yapısında oldukları olay örgüsünde didaktik olmayan yollarla gösterilmeye çalışılıyor.

Günümüzde ihtiyacımız olan yargılayıcı veya komplo teorisyeni olmak yerine portallar arasında kol kola girip çocuklarıyla birlikte yolculuk edebilecek ebeveyn tutumudur. Teknolojinin imkânlarından yoksun bırakılan çocukların zamanın gerçekliğini algılaması zor olduğu düşünülmektedir. Bunula beraber oyunlara, videolara, dijital platformlara küçük yaşlardan itibaren fazlasıyla maruz kalan çocuklarda duyuşsal, bilişsel ve psiko-motor becerilerin gelişimi noktasında önemli sorunlar ortaya çıkabileceği de belirtilmektedir. Her yaş grubuna göre farklı tedbirler alınması kaçınılmazdır. Bir yandan da ebeveynlerin bilinçli olması bu durumda tek başına yeterli olmamakta çocukların da teknolojinin salt tüketicisi olmaktan çok üreticisi konumuna geçmesi ihtiyacını doğurmaktadır. Bunun nasıl olabileceği konusunda öykünün kurgusunda çocukların yaratıcılığına güvenme vurgusu yapılmaktadır.

5. Kitabınızda hayal gücü çok önemli bir yer tutuyor. Çocukların hayal güçleri hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?

Hayal gücü ön yargılardan arınmış, risk almayı becerebilen, saçmalamakta korkmayan bünyelerde hızla filizleniyor. Çocukluk dönemi en çok soru sorulan, merak edilen ve hayal gücünün etkin olduğu bir dönem. Sınıf öğretmeni olarak çocuklarla birlikte fazlasıyla zaman geçirme şansım oluyor. Onların yaratıcılık süreçlerini gözlemlemek, temiz zihinleri ve her şeyi, herkesi sevmeye hazır kalpleriyle ürettiklerine şahit olmak eşsiz bir duygu. Ebeveyn ya da eğitimci olarak onların bu önemli yıllarında etkili bireyler olmak büyük sorumluluk gerektiriyor.

Özgür ve yaratıcı düşünceler içlerinde filizlenirken onları sanatla, sporla, kitaplarla, gözlem ve deneyimlerle beslemek çok önemli. Her çeşit kursa yönlendirip zamanlarını sürekli planlıyor olmaktan asla bahsetmiyorum. Hayal gücünün gelişmesi ve yaratıcı eylemlere dönüşebilmesi için çocukların sıkılacak zamana ihtiyacı var. Biraz da ihtiyaç duymak, bir şeylerden yoksun olmak hayal etmeyi teşvik eden durumlardan diyebilirim. Her şeye sahip bir çocuk sorun çözme becerisini kullanmaya gerek duymayacak ve yaratıcılığını geliştirmesi güçleşecektir diye düşünüyorum.

6. Sanal gerçeklik gözlüklerinin hikâyedeki gibi kullanılması sizce çocuklar ve aileler açısından erişilebilir mi?

Sanal gerçeklik gözlükleri diğer teknolojik araçlar kadar erişilebilir durumda. Bu teknolojilerin geliştirilme süreci hızla devam etmekte. Önceden yalnızca görme duyusuna hitap eden bir teknoloji olmasına karşın son gelişmelerle beraber tat, koku alma, hassas sensörlerle hareket edebilme olanakları sunabilir hale gelinmiş durumda. Ancak eğitim sektöründe karşılığını oyun ve eğlence sektörüne oranla çok daha yavaş bulmaktadır. Hikâyedeki gibi kullanılabilmesi için eğitimcilerin erişim olanaklarının artırılması gerekmektedir. Fiziksel olarak teknolojiye ulaşabiliyor olmak anlamlı, ancak onu doğru kullanacak teknolojik okuryazarlık becerisi önce eğitimcilerde geliştirilmeli ve güncellenmelidir.

7. Sizce hikâyeniz teknolojinin gelişmesi ve erişilebilirliğinin artmasıyla bir gün gerçekleşebilir mi? Bu konudaki düşünceniz nedir?

Hikâyedeki durumun yakın bir zamanda gerçekleşeceğini düşünüyorum. Günümüz oyun tasarımlarının önemli bir kısmı kullanıcılara kendi oyununu, avatarını, topluluğunu tasarlama olanağı sunuyor. Bu oyunlar çoğunlukla çevrimiçi ve karşılıklı video açma, hoparlör açma, yazılı iletişime geçme gibi fonksiyonlar içeriyor. İster sanal gerçeklik gözlüğü aracılığıyla ister tablet ve telefondan olsun çocuklar oyunları oynama veya tasarlama deneyimlerine hazır oyun videolarını seyrederek başlama eğiliminde olabiliyorlar. Videodan, canlı yayından oyun oynayan bireyleri seyretmek hızla yaygınlaşan bir eğlence halini almış durumda. Bu teknolojilerin yaşamımızın yeni gerçekliğinde var olmasını bir sorun olarak görmüyorum. Ama kontrolsüz sosyal etkileşim ve bilinçsiz kullanım sonucunda toplumun her kesiminde çok daha büyük psikolojik ve sosyal sorunlar doğurmasından endişeli olduğumu belirtmek isterim.

8. Sizce teknolojinin hayal gücü açısından avantajları ve dezavantajları nelerdir?

Hayal gücü gelişmeye açık bir çocuk küçük bir taş ya da dal parçasıyla saatlerce oynayabiliyor. Bizler onların sıkılmasına fırsat vermeden teknolojik bir cihazı sunduğumuzda taş ve dal ile ortaya koyabilecekleri onlarca yaratıcı ihtimalin üstünü çizmiş oluyoruz. Kendini ve çevresini algılamaya başlamadan hazır şablonları önlerine koyduğumuzda doğal hayal kurma sürecini de engellemiş oluyoruz. Teknolojiyi yaş ve gelişim özellikleri bakımından doğru biçimde sunmak önem kazanıyor. Teknolojinin doğru kullanımı hayal gücünü geliştirmede etkili hale gelebiliyor. Dünya çapında birçok tasarımcı bugün teknolojik olanakları doğru araçlar olarak kullanabiliyor. Diğer yandan teknolojinin üreticisi olmak geniş bir hayal gücü gerektiriyor. Hayal gücünü besleyen en önemli kaynakların başında küçük yaşlardan itibaren nitelikli kitaplara ulaşmak geliyor.

Teknolojiyi zamanı daha verimli kullanabilmek amacıyla yaptığımız iyileştirme çalışmalarının bir bütünü olarak görürsek onun sayesinde kazandığımız zamanı yaratıcı faaliyetler yapmak ve hayal gücümüzü geliştirmek için kullanabiliriz. Ancak bizler teknoloji sayesinde kazandığımız zamanı yine teknolojik araçlarla harcıyor ve sonsuz bir tüketim döngüsüne giriyoruz. Yalnızca seyirci rolünü üstlendiğimiz bir teknoloji kullanımı “Teknolojinin bizi kullanımı” dır.

9. Son olarak, ailelere önerileriniz bulunuyor mu?

Çocuklarımızın sanal dünyalara adım atmasını büyük bir kaygı ile seyrediyor olabiliriz. Bu süreci yavaşlatmak ve dikkatlerini daha eğitsel noktalara çekmeye çalışıyor olabiliriz. Bu konuya düşük bir duyarlılıkla yaklaşıyor da olabiliriz. Her ne konumda olursak olalım bizim Metaverse gibi kavramlarla tanımladığımız bu dünyalar yakın zamanda çocuklarımızın gerçekliği olacak. Bu dönüşümün yol açacağı sosyal ihtiyaçları tartışıp hızla onların koluna girmeyi başarmalıyız. Çoğunlukla parksız, bahçesiz, trafiğin ortasında, cam balkonlu yapılarımızı gerçeklik olarak algılatmaya çalışırken kendi yaratıcılıkları ve hayal güçleriyle tasarlayacakları bir dünya umudunun hep var olduğunu da unutmamalıyız.

İlgili Yazılar

spot_img

Son Yazılar